Seven Years in Tibet Hakkında
1997 yapımı 'Seven Years in Tibet', gerçek bir hikayeden uyarlanan ve izleyiciyi Himalayalar'ın mistik atmosferine götüren unutulmaz bir film. Brad Pitt'in canlandırdığı Avusturyalı dağcı Heinrich Harrer, başlangıçta bencil ve Nazi sempatizanı bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, bir dağcılık seferi sırasında yakalanıp İngiliz savaş esiri kampına düşmesi ve ardından kaçarak Tibet'in yasak şehri Lhasa'ya ulaşması, onun hayatını ve dünya görüşünü kökten değiştirecek bir yolculuğun başlangıcı oluyor.
Film, Harrer'ın Tibet'te geçirdiği yedi yıl boyunca yaşadığı kişisel dönüşümü ustalıkla işliyor. David Thewlis'in canlandırdığı Peter Aufschnaiter karakteriyle birlikte, bu iki yabancı, Tibet kültürüne yavaş yavaş entegre olur. Harrer'ın genç Dalai Lama (Jamyang Jamtsho Wangchuk tarafından oynanmıştır) ile kurduğu sıra dışı ve dokunaklı ilişki, filmin kalbini oluşturuyor. Bu baba-oğul benzeri bağ, Harrer'ın insanlığını yeniden keşfetmesine ve Dalai Lama'nın ise dış dünyaya açılmasına aracı oluyor.
Jean-Jacques Annaud'un yönetmenliğini yaptığı film, sadece kişisel bir hikaye anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda Çin'in 1950'de Tibet'i işgalinden hemen önceki dönemin politik ve kültürel atmosferini de gözler önüne seriyor. Görsel olarak büyüleyici manzaralar sunan film, John Williams'ın epik müzikleriyle destekleniyor. 'Seven Years in Tibet', bir macera filminden çok daha fazlası; insan ruhunun dönüşümüne, kültürler arası anlayışa ve dostluğun gücüne dair derin bir dram. Tarihe ve insan doğasına ilgi duyan her izleyici için mutlaka izlenmesi gereken, etkisi uzun süre devam eden bir başyapıt.
Film, Harrer'ın Tibet'te geçirdiği yedi yıl boyunca yaşadığı kişisel dönüşümü ustalıkla işliyor. David Thewlis'in canlandırdığı Peter Aufschnaiter karakteriyle birlikte, bu iki yabancı, Tibet kültürüne yavaş yavaş entegre olur. Harrer'ın genç Dalai Lama (Jamyang Jamtsho Wangchuk tarafından oynanmıştır) ile kurduğu sıra dışı ve dokunaklı ilişki, filmin kalbini oluşturuyor. Bu baba-oğul benzeri bağ, Harrer'ın insanlığını yeniden keşfetmesine ve Dalai Lama'nın ise dış dünyaya açılmasına aracı oluyor.
Jean-Jacques Annaud'un yönetmenliğini yaptığı film, sadece kişisel bir hikaye anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda Çin'in 1950'de Tibet'i işgalinden hemen önceki dönemin politik ve kültürel atmosferini de gözler önüne seriyor. Görsel olarak büyüleyici manzaralar sunan film, John Williams'ın epik müzikleriyle destekleniyor. 'Seven Years in Tibet', bir macera filminden çok daha fazlası; insan ruhunun dönüşümüne, kültürler arası anlayışa ve dostluğun gücüne dair derin bir dram. Tarihe ve insan doğasına ilgi duyan her izleyici için mutlaka izlenmesi gereken, etkisi uzun süre devam eden bir başyapıt.


















